Yaşlılık çevresel, ekonomik, kültürel anlamının yanında psikolojik, sosyolojik, biyolojik ve kronolojik boyutlarının olduğu çok katmanlı bir olgudur. Bu durum yaşlılığın tanımlanmasında ve algılanmasında da farklılaşmaya gidilmesine neden olmaktadır. Buna mukabil zaman kavramı da genel anlamda psikolojik, biyolojik ve fiziksel zaman olarak ele alınmaktadır. Zaman ve yaşlılığın kesiştiği pek çok durum söz konusudur. Özellikle modern bilimin ölçülebilirliğe verdiği önem bir yönüyle yaşlıda güvenirlik hissi uyandırırken, diğer yönüyle kişiyi ontolojik sorgulama ile baş başa bırakmaktadır. Bu bağlamda yaşlılığa yönelik tanımlamalarda ve politika üretiminde de daha çok zaman kavramı ölçülebilirlik bir formda kronolojik yaş ile açıklanmaktadır. Bunun neticesinde ise salt pozitivist bir zaman kavramı içine sığdırılmaya çalışılan yaşlılık diğer boyutlarının gölgesinde, bireysel ve toplumsal algının şekillenmesinde önemli etkiye sahip olmaktadır. Bu anlamda kronolojik indirgeme toplumsal alanda olumsuz yaşlı imajı ve söyleminin üretilmesinde etkili olmaktadır. Bu durum yaşlılıkla ilgili stereotiplerin yaygınlaşmasına, sosyal dışlanma ile yaşlı ayrımcılığına neden olmasının yanı sıra yaşlıların ontolojisine yönelik anlamsızlık yüklemektedir.
Aging is a multifaceted phenomenon with environmental, economic, and cultural implications, as well as psychological, sociological, biological, and chronological dimensions. This situation has also led to differences in the definition and perception of old age. Conversely, the concept of time is generally considered in terms of psychological, biological, and physical time. There are many instances where time and old age intersect. The emphasis that modern science places on measurability, while in one respect instilling a sense of reliability in the elderly, also leaves them grappling with ontological questioning. In this context, definitions of old age and policy-making regarding aging are largely explained through the concept of time in a measurable form, namely chronological age. Consequently, old age, which is often confined within a purely positivist concept of time, has a significant impact on the shaping of individual and societal perceptions, overshadowed by its other dimensions. In this sense, chronological reductionism is effective in producing a negative image and discourse of the elderly in the social sphere. This situation leads to the spread of stereotypes about old age, social exclusion and age discrimination, and also imposes a sense of meaninglessness on the ontology of the elderly.